Mevhibe Ergin SOLAK

YALOVA’DAN OSMANLI DİYARI BALKANLARA

Değerli okurlarım; Yeni bir yazı dizisine başlarken çok heyecanlıyım. Çünkü geçmişte bizim olan Evladı

Fatihan diyarına o eşsiz diyarlara yeniden seyahat edeceğim. Acısıyla, tatlısıyla, dramlarıyla Balkan

şehirleri aynı zamanda beni çocukluğuma geri döndürüyor. Benim de Balkanlar’a olan sevdam o

yıllara dayanıyor. Çocukluğumun az bir bölümünde Bandırma, Erdek, Bursa, İstanbul’u ailece

ziyaretimizle adeta aşık olmuştum. Rahmetli babamın askerliği dolayısıyla (yedek subay öğretmen)

oralarda iki yıl kaldık. Çocukluğumuzda televizyon yoktu, radyo dinliyorduk. O zaman ki Türk filmleri

de ders veriyordu. Mesela ‘Senede Bir Gün’ Balkan dramını en iyi anlatanlardan, Türk Sanat

Müziği’nin Sanat Güneşi Zeki Müren, Bandırma Orduevi’nde ilk defa sahneye çıkıyordu ve her hafta

kadınlar programı vardı. Programa rahmetli annemle giderdik. Babamın eğitimci olması dolayısıyla

bizi bütün tarihi yerleri gezdirirdi, masal gibi de anlatırdı. Biz adeta tarihin sayfalarında kalırdık, ‘ağaç

yaş iken eğilir’ misali çocuk ailede eğitim alır, okulda öğretim alır sözüyle pekişiyor. Bandırma’da

bulunduğumuz sürede Balkanlar’dan gelen komşularımızın dramlarını dinleyerek onların acılarını azda

olsa paylaşıyorduk. Onlar yaşadıklarını anlatıp ağlarken annemle babam da dedelerimin Kafkasya’da

yaşadıklarını anlatıyorlardı. Acılar ortaktı. Benim için Kafkasya ve Balkanlar ölene dek hücrelerime

kadar acı çektiğim diyarlardır. 2013’ün ilkbahar ayında bir gün hayat arkadaşım Prof. Dr. Kemal Solak,

internetten Gazi Üniversitesi’nden Rektör Yardımcısı Prof. Dr. aynı zamanda Sanat Tarihi Hocası Sayın

Hakkı Acun Beyin nezaretinde Balkanlar’a gezi düzenlendiğini öğrendi ve hemen biz de o gezi için

müracaatta bulunduk. Gideceğimiz yerler arasında Filibe’nin de olduğunu öğrenince yeniden

çocukluğuma döndüm. Bandırma’da Bulgaristan-Filibe’den göç etmiş bizim komşumuz, aileler vardı.

Evin hanımına ben ‘Ayşe Cici Anne’ diyordum. Bana derdi ki; “Seni Filibe’ye götüreceğim.” Rahmetli

babam memleketine ve insanına âşık bir eğitimci olduğu için askerliği bitince doğunun köylerine

döndük. Erzurum’un çok ücra bir köyüne tayin yaptırdı, gittik. Ama her akşam aile sohbetlerimizde

Ayşe adındaki cici annem ve ailesinden bahsederdik. Babam rahmetli okulunda okurken bana

okumam için bir roman getirdi. Kendisi de okumuş, çok üzülmüş “al oku” dedi. ‘Vatan Borcu’

adındaydı. Okudum, çok üzüntülüydü. Son yıllarda Balkanlara zaman zaman gittim ama Filibe’yi

görmeyi çok arzu ediyordum. Nisan ayının başında müracaatımıza cevap geldi. Ankara’dan 19 Nisan

2013 akşamı Balkan seyahatimiz için son derece lüks Gazi Üniversitesi’nin şanına yakışır şekilde

hazırlanmış otobüste yerlerimizi aldık. Yolculuğa çıkarken herkesin yakınları gelmişti. Bizi de büyük

oğlum Yüksek Fizik Mühendisi Abdulkadir ve torunum Kaan Solak uğurladılar. Otobüsümüzle

üniversite kampusundan gece saat 10’da hareket edince tanışma faslı ile seyahatimize başladık. Pür

neşe içinde, sabaha kadar, bu güzel Anadolu’muzdan Evladı Fatihan diyarına seyahat etmenin

mutluluğunu otobüste bulunan herkesle aynı heyecanla yaşadık. Sohbetlerle zaman geçiriyorduk.

Sabahın 6’sında İpsala sınır kapısından Yunanistan’a giriş yaptık. Gümülcine’ye gittik, otelimize

yerleştikten sonra Gümülcine Müftülüğü’nü ziyaret ettik. Sıcak bir misafirperverlikle karşılandık ve

oradaki Yunan baskısına rağmen her şeyi göze alarak Türk kardeşlerimiz varlıklarını sürdürmeye

gayret sarf ediyorlar, canları pahasına zindanlara atılmaları, hapis olunmaları onları yıldırmıyordu.

Bize yaşadıkları sıkıntıları anlattılar. Kendisini medeni sayan, özgürlük çığırtkanlığı yapanlar ne yazık ki

kendileri gibi düşünmeyenlere, kendi dinlerinden olmayanlara hayat hakkı tanımıyorlar. Müftü,

gençlerimize Türklüklerini unutturmak için baskılar uygulandığını belirterek, “Bizim buradan her yıl

beş gencimizi üniversitenize kabul edin. Bizim çocuklarımıza sahip çıkın, orada kendi gelenek ve

göreneklerinizi gösterin. Sizden bir şey istemiyoruz. Gençlerimizin Türkiye’deki üniversitelerde

özellikle de Gazi Üniversitesi’nde eğitim yapmalarını çok arzu ediyor ve sizden rica ediyoruz” dedi.

Müftüyü dinlerken dedim ki, keşke şu anda üniversitede yetkili birisi olsaydım da oradaki kızları

kontenjanla alsaydım. Çünkü ailenin temelini anne oluşturuyor. Anneleri milli şuurla yetiştirip, bizim

olan uç kalelere gönderseydim. Erkeklerin eğitimi de onlar kadar önemli tabii ki. Baba olacak gençlere

de üniversitelerimizde onlara önem verip, çeşitli dallarda yetiştirip, ülkelerine hizmet etmeleri için

göndermeliyiz.

Gümülcine’de yapılan toplantıda, derneğin binasının levhasının sökülüp atıldığı dikkatimizden

kaçmadı. Gümülcine’deki sıkıntılarını anlatan Müftü, oradaki Türkler tarafından seçilmiş. 1928’de

kurulan Türk Gençler Birliği’nde toplantı yapıldı. Kuruluşu yasal ve 1983’ten sonra Bulgaristan’da

Türklere yapılan tehcir (göç ettirme) benzeri Todor Jifkos’un aileleri parçalama projesine

heveslenerek Gümülcine bölgesinde bir kültür eradikasyonu (yok etme) hareketine girmişlerdir.

Topluluğumuza bir sunum yapan Müftü, Gümülcine’nin atanmış değil de seçilmiş Müftüsüydü.

Müftü’nün ve azınlığımızın yaşadığı problemleri şöyle özetleyebiliriz;

1. Kültür faaliyetlerini konu alan bütün hareketleri gözetim altında bulundurma ve katılanların

sorgusuz sualsiz yıllarca tutuklanması. (16 sene yatan bir genç toplantıda hâkim huzuruna

çıkarılmadan serbest bırakıldığını anlattı.)

2. Mülklerine el konularak devletçe istenilen tasarrufta ve yıllarca işgal ile ekip biçmelerine engel

olunma, fakirleştirilme.

3. Ticarette hasbelkader şansı yağver giden Türklere, yüksek vergi tarifesiyle kazancına dolaylı el

koymak.

4. Çiftçilik yapanların kaderiyle baş başa ilkel metotlarla uğraşmaları, ziraat alet ve makinelerinden

faydalanmamalarına karşılık kendi meşrebinden olanlarına düşük kredili teşviklerle modern alet ve

makine tahsisi yapılmaktadır. Bunu biz yolculuğumuz esnasında geçtiğimiz köylerin donanımlı ve

donanımsızlığından Rum ve Türk köyü olduğunu rahatlıkla anlayabiliyorduk.

5. Gözlemlediğimiz bariz bir örnek şuydu; Bölgede üniversite kurulacağı gerekçesiyle lüzumundan on-

on beş kat daha fazla araziye el koymuşlar. Aradan on beş sene geçtiği halde zirai faaliyetten

alıkonulan Türk arazisinde hiçbir yapım faaliyeti de olmaksızın boş boş tutulmaktaydı. Bunu biz

gördük.

6. Yol boyunca yer yer güneş panelleri konularak geniş arazilerin hiçbir bedel ödemeden Türklerin

elinden alındığı, hiçbir kira ödenmediği, yapılan itirazlarda ‘Araziyi sizin elinizden almadık’ diye cevap

verildiğini öğrendik.

7. Özellikle dini faaliyetleri yasaklayan eğitim-öğretim Hıristiyanlaştırmayı öne alarak toplumu

maneviyattan mahrum bırakma politikalarına karşılık Müftü’nün hiç olmazsa Türkiye’deki ilahiyat

fakültelerine birkaç öğrenci kontenjanı verilmesi ricasında bulunarak bunların giderlerinin de

kendileri tarafından giderilmesini istemesi hepimizi düşünceye sevk etmiştir. Ancak o dönem Devlet

Bakanı Bülent Arınç’ın grubumuzla da telefon irtibatı sonucu azınlığımızın bu isteği kendilerine

iletilmiştir. Şahsen takip edemedim, şu andaki durumu merak etmekteyim. Ben de âcizane bir

müşahit olarak doğrudan YÖK’e ve Yalova Üniversitesi Rektörlüğü’ne bu problemin çözümüne yönelik

teşebbüste bulunmalarını ve katkılarını öncelikle beklediğimi belirtmek istiyorum. Bu konuda

söylenecekler çok, dertler fazla olan çeşitli problemleri yer yer bu sütunda paylaşacağım. Mesela

bunlardan birisi, ekonomik faaliyet alanında serbest teşebbüsü kısıtlamaları, oradaki toplumumuz için

önemli ortak problemdir. Yukarda bahsedilenlerin tamamı esasen Lozan Muahedesi ile garanti altına

alındığı ve mütekabiliyet usulüyle de karşılıklı denetimi de öngörmektedir. Türkiye’miz de bu haklar

harfiyen uygulanırken Balkan Türklerine ve Müslüman olan diğer topluluklara anlaşma dışı baskılar

yapılmaktadır. Mesela; modern hayatın lüks değil, insani ihtiyacı olan yol ve köprü hizmetleri

azınlıklara götürülmemiş. Otobüsümüz tozlu ve köprüsü olmayan Türk köylerine erişmiştir. Bu hatırayı

da 23 Nisan ve Hıdrellez vesilesiyle bütün evleri beyaza boyanmış halde düğün yapılan bir köyde

yaşadık. Balkan gezi yazılarımı yazmaya devam edeceğim diyor, saygılarımı sunuyorum.

CEVAP VER