Şenkaya’ya Gelişim

4 Mayıs 1968 Erzurum’da hiçbir yeri bilmiyorum,ama sorarak öğreniyorum Şenkaya’ya gideceğimi
söyleyip,yazıhaneyi soruyorum. KONGRE Caddesinde diyorlar ve içimde hoş bir duygu… Bahaneyle iyi ki geldim,diyorum ve yürüyor Kongre Caddesinde ERZURUM Kongresi’nin yapıldığı binayı buluyor ve ziyaret ediyorum.O binayı ziyaret ederken bir milletin kaderinin çizildiği,dev adımlardan birinin atıldığı O binayı,Kongre’nin yapıldığı andaki halini hayal ediyorum.GAZİ MUSTAFA KEMAL,Kolordu Komutanı Kazım KARABEKİR ve salonda toplanmış delegeler…

Hayranlık ve gururla bakıyor,sanki toplantı anı gözümün önünde canlanıyor. Saat ilerliyor,yazıhaneye gidip bilet almalıyım.Hepsini saygı ve rahmetle anarak GENÇAL Yazıhanesi’ne gidiyorum. Şenkaya’ya gideceğim;fiatı ve saati soruyorum.Adamcağız saat 9.00 da bir araba var o kadar,fiatı da 15 tl. Zaten günde bir araba gider,diyor ve çaresiz biletimizi alıyor,oturuyorum.Şenkaya ile ilgili bilgi alacağım,ama adam anlattıkça içim kararıyor. 186 km,6-7 saatte gidersiniz, YAZA BİR AY VAR, KIŞA DA İKİ AY… Şenkaya’yı tanıtıyor mu,yoksa hiç gitme dön git,geldiğin yere mi,diyor,ama bozuntuya vermiyor,içimden orada da insanlar yaşadığına göre biz de yaşarız herhalde.Zaten iki yıl değil mi?Katlanacağız deyip kendimi teselli etmeğe çalışıyorum ve adama bir daha soru sormuyorum.Araba da yazıhanenin yanında bakınca moralim bozuluyor,eski bir araba. Saatimiz geliyor yola çıkıyoruz,

Yamaçlardan yavaş yavaş Tortum’a varmadan tuzlalar vardı,onlara bakıyorum ve yüksek tepelerden vadiye bakıyorum.Araba uçsa parçası kalmaz,diyorum.Ama pencerelerden mis gibi çiçek kokuları geliyor,derin nefes alıp içime çekiyor.doyamıyorum. Tortum’a doğru iniyoruz,vadilerde ağaçlar görünüyor. Tortum küçük bir kasaba, arabadan inip az bakınıyor ve tekrar biniyorum.Yolu yarıladık,Oltu’ya doğru vadiden gidiyoruz. O yüksek tepeler geride kaldı,ama arazi genelde çıplak,gri kil ve kiremit rengi turuncu topraklar uzanıp gidiyor.Oltu’ya varıyoruz,biraz daha büyükçe,6-7.000 nüfus var herhalde..

Yolculuğumuz 5 saati geçiyor.Oltu’da biraz mola verdi ve yiyecek bir şeyler alıyorum.Kimseyle de pek konuşmuyor, konuşanları ara sıra dinliyorum.Daha çok çevreye bakıyor, düşünüyorum. Penek Kalesi’nin yakınlarından geçerken tabiata hayran oluyorum.Çimenler,çiçekler rengarenk ruhu okşuyor, ormanlar da görünüyor,Kosor’a geliyoruz ve muavine;daha çok mu? diye soruyorum,yarım saat yolumuz kaldı,diyor. Ormanlara doğru çıkıyoruz,Sağda Ekrek köyü imiş,daha sonra Kalkos,arı kovanlarını görüyorum,içim ferahlıyor,insanoğlunun alıntariyle yarattığı güzel bir şeyler…

Ve Şenkaya…otobüsten iniyorum,iki battaniyem var.Tayinim haber alınmış,otobüsten inenler de öğretmen geldi deyince TEZE GELEN ÖĞRETMEN diye çocuklar toplanıyor,Az sonra Yüksel Eyüboğlu,H.İbrahim Tiryaki, Hasan Danacı,Baytar Ali Bey geldiller,tanıştık ve Tekel binasında baytar Ali Beyin yanında yer varmış,oraya eşyalarımı koydum. ŞENKAYA’nın görüntüsü iç karartı- yor,ama insanlar,hele çocuklar… Gözlerine bakıyorum,ferahlıyorum. Sanki çok yakın akrabaları gelmiş,ışıl ışıl parlıyor ve TEZE GELEN ÖĞRETMEN ŞENKAYA’ya adım atıyor ve bir ömür unutulmaz bir macera başlıyor.İki yıl diye ağzımızda gevelerken 6 yıl dolu dolu yaşayıp bir ömür unutulmayacak izler bırakacağımız ŞENKAYA ilk günümüzde böyleydik.Yürekler sıcak,ama sert,ciddi bir görüntü.

Yakup  Girgin

 

CEVAP VER