ŞENKAYA’da ZOR GÜNLER…

Boykot akşamı eve gidiyorum,yemek yiyoruz,ama düşünmekten ne yaptığımı bilmiyorum. Yemekten sonra oturuyor,düşünüyorum.Kapı çalınıyor,açıyorum rahmetli Mahmut ÖZGEN; Hocam kahvenizi içmeye geldik,diyor Hanımıyla beraber.Buyur ediyoruz, oturuyoruz,hal hatır sorduktan sonra geliyoruz günün haberlerine. Siz diyor tayin olur giderseniz gene maaşınızı alırsınız,ama biz öğretmen bulamayız.Öğretmenlerin çoğu yabancı,ama biz sizi yerli yabancı değil öğretmen olarak gördük.Şenkaya’da yabancıya karip,der sahip çıkarız.Kimseye de bir saygısızlık söz konusu olmaz.

Çocuklar yaptı bir cahillik,ama hiçbiri ceza almamalı,öğretmenler de bu işin üstünde durmayıp çocukların yetişmesi için hiçbir şey olmamış gibi işlerine bakmalı. Diyor. İki üç saat muhabbet ediyoruz ve ertesi gün veli toplantısında hem velilere hem de öğretmenlere yumuşatıcı konuşma yapmamın uygun olduğu,Okul Disiplin Kurulu’nda da olduğum için boykotla ilgili hiç bir öğrencinin sorgulanmayacağı,çocukluk,gençlik heyecanıyla olmuşsa da Bu olayı yok saymanın uygun olacağını ve kimsenin birbirini suçlamasına da fırsat verilmemesi gerektiği konusunda fikir birliğine varıyoruz,ama bunları benim anlatmam konusu oldukça yorucu ve ağır bir yük,ama aklın yolu belli…

Cadı kazanı kaynatmanın kimseye hayrı yok.Çocukları ziyan etmeğe hakkımız yok.Yalnız sadece Şenkay^’da değil Türkiye çapında da siyasi olaylarda tırmanma var ve Öğrencilerin siyasal etkilşerin dışında tutulması ve tekrar derslerdeki kaliteli eğitim ve öğretimin sürdürülmesi için çalışmamız gerektiği sonucu çıkıyor ve ertesi gün toplantıda hem velilere,hem de öğretmenlere iki saat konuşma yapıyorum.Toplantı bittiğinde kimse bir şey diyemiyor.Çünkü akla ve mantığa uyanları anlatıyorum. Öğrencilerin masum olduğunu,ama bundan sonra fırsat verilmeyeceğini,okulun ağır şartlara rağmen başarılı olduğunu ve bu çizginin sürdürülmesi gerektiğini anlatıyorum ve kimse cevap vermiyor,çok yorgunum ve yerime oturuyorum.

Artık ben yabancıyım ne yerli,yalnız bidiğim gibi işimi yapıyorum.Bu arada rahmetli Kemal Akı’nın,H.İbrahim Tiryaki’nin tayinleri çıkıyor.Tabi gözden kaçtı zannediyorum.İngilizce öğretmenimiz de Vedat Mahir Erdem’di.Aslında kadromuz çok güçlüydü ve öğrencilerin iyi yetişmesini istemeyen yoktu.Bazı arkadaşların aşağılayıcı sözleri olsa da kimse işimi yapmayayım pazarlığı içinde olmadı. Bir süre sonra Alpölmez Yalçın Müdür vekili olmuştu.O arada kızları PINAR vardı rahmetli oldu.Bu olay arkadaşları biraz yumuşattı ve ALP ÖLMEZ Bey bir gün beni müdür odasına çağırdı.Öğrenciler biraz lakayt davranıyor,yardımcı olun,dedi.Herkes görevini yapmağa çalışıyor,ama biraz kırıklık olsa da sabırlı olunursa bir sorun olmaz,diyorum.

Aslında kendi işimi yapıyorum,ama kimseye de fazla bir şey diyemiyorum. Bir süre sonra ALP ÖLMEZ Beyin de İzmit’e tayini çıkıyor,Ardahan Lisesi’nden bir müdür geliyor, ZİYAETTİN KARATEPE. Müdür Yardımcısı Fevzi ÖZTÜRK Bey de tek kalmıştı ve epey yoruldu.Kaymakamımız Gökhan AYDINER de gidiyor,METİN İLYAS AKSOY geliyor. Bir de doktorumuz var,Mustafa KULLAP (Ispartalı) çok iyi bir adam,ama dünya umurunda değil.Bir akşam ilaça lazım oldu,gece sağlık ocağına gittik,anahtarı içerde unutmuş.Doktorum ne yapacağız,diyorum.Gayet rahat… Ben tedbirli adamım,pencerenin birini aralık bırakıyorum.Böyle sıkıntı oldu mu pencereden giriveriyorum,diyor ve hop pencereden içeri… Rahatsızım,ama gülmeğe başlıyorum. Tabi rahmetli Yusuf MORKOÇ’un KALKOS’ta 50 kovandan fazla arısı vardı.Boş zamanlarda oraya da çok gittim.Mükemmel arıcılık yapıyordu,ben de O’nun arılarını zevkle seyrediyordum.Edebiyat Öğretmeni Kayhan ÖZTÜRK de aramıza katılıyor.